AYNA AYNA SÖYLE BANA
İSMAİL PAMPAL

İSMAİL PAMPAL

Yarı Şaka, Yarı Ciddi

AYNA AYNA SÖYLE BANA

15 Mayıs 2019 - 16:06

- Benden daha güzeli var mı dünyada?
Evet, bir çoğumuzun çocukluğunda kalma, hikâye kitaplarından, çizgi filmlerden görüp bildiğimiz bu replik, günümüzün artık bir gerçeği. Hikâyeyi çokta hatırlatmama gerek yok ancak benim aklımda kalanı sizinle paylaşmak istiyorum. Aslında çokta güzel olmayan bir kraliçenin, kendinden daha güzel birine olan kıskançlığı ve onu öldürmek istemesi. Sonrasında ise zehirli elmadan bir ısırık alıp, uykuya dalan prensesin, bir öpücükle uyanması. Kısaca böyle…

Şimdi gelelim günümüzle olan bağlantısına. Yaşadığımız şu zamanda da yine aynı kötü kalpli kraliçeler ve saflığından yararlanılan prensesler var. Bunlar kim diye sağa sola bakmamıza gerek yok. Sen, ben, o. Hepimiz yani. Az ya da çok bu duygular iyisiyle kötüsüyle yaşantımızın her anında. Belki açık ara en güzel olma derdimiz yok ama beğenilen olma noktasında sayı bile tutanımız var. (İçinizde bende onlardan biriyim diyenler olacak :) ) Gerçek hayatta bakkala, manava, güvenliğe, komşuya soramıyoruz, nasılım beğendiniz mi diye ama sanal alemde inanılmaz derece de buna adanmış hayatlar yaşanıyor. Odaklanmış mı desem daha iyiydi bilemedim ama çoğunun psikolojisini bile etkileyen, beğenilme sayısına göre yapılan paylaşımlara, yorumlara göre oluşturulan bir hayata doğru sürükleniyoruz. Hikâye de geçen ayna, sanal alem olmuş ve oradan gelen olumlu olumsuz bildirimler tıpkı kraliçenin yaptığı gibi hayatlarımıza şekil ve yön vermekte.

Sanal alemin (hikâyede ki ayna da diyebiliriz) hayatımıza bu kadar etki etmesine sonuçta biz izin veriyoruz. Öncelikle güzellik nedir, güzelleşmek-güzelleştirmek önemli mi, güzellik kim için ne için, güzellik mi yoksa beğenilir olmak mı daha çok önemli, bunları ayrı ayrı ele almak lazım. Bir de güzellik uğruna harcanan zaman ve para var ki o da ayrı bir mesele.

Hepimiz güzel olmak, güzel görmek, güzel sevmek, güzel yaşamak isteriz. Güzel olan şeyler doğamız gereği bizleri mutlu eder ama tek başına yeterli değil tabii ki. “Nasıl” diyebilirsiniz. Şöyle ki; güzel bir kadınla tanıştınız diyelim. En başta sizi ona yaklaştıran görüntüsü olacaktır ama sonrasında sevmenize ve muhabbetinize sebep olacak şey davranışları, karakteri olacaktır. İtici ve kötü birinin, ne kadar güzel olsa da yanında kalmak istemeyiz bir süre sonra. “İnsan elbisesine göre karşılanır, bilgisine göre ağırlanır” diye boşa dememişler. Açmak gerekirse, göründüğünüz gibi karşılanır ve ona göre davranışlarla karşılaşırsınız ancak bilginiz ve yapıp ettiklerinize göre değer verilir, öyle ağırlanırsınız.

                            

Sanal dünyada tabii ki huya mizaca göre değil tamamen görsel duruma göre değerlendirme yapılmakta. Aslına bakarsanız değerlendirme kelimesi, yapılan bir işin, ortaya konan bir ürünün ya da düşüncenin ne ölçüde başarılı ya da başarısızlığı ile ilgili görüş bildirmektir. İnsan olarak beğenilmek, takdir edilmek ve tatlı sözler duymak hepimizin isteyeceği şeyler. Burada önemli olan, her şey de ama her şey de sınırımızı bilmek ve sınır çizmek. Koyacağımız bu çizgiler veya kurallar, bizi biz yapar. Yoksa sadece iki güzel cümle ve 100 200 tane beğeni olsun diye girdiğimiz kalıplar, bir süre sonra mutsuzluğumuza sebep olacaktır. Sanal ortam bize şekil biçmemeli. İstenen gibi olmamalıyız. İstediğimiz gibi yaşamalı, içimizden nasıl geçiyorsa, kendimizi nasıl daha rahat ve iyi hissediyorsak öyle olmalıyız. Şimdi birisi şunu da söyleyebilir. Ama ben sanal alemde ki bu paylaşımlarla gayet de mutluyum. Bu düşünce ne derece doğru kendine dönüp bir sor bence. Karşıdakilerinin görüşlerine ve beğenilerine verilen aşırı değer, bir süre sonra olmadığın ve zorlandığın bir karaktere bürünmene sebep olacak. Yani artık sen, sen olmayacak, üçüncü kişilerin istediği gibi biri olacaksın ama olamayacaksın. Çoğumuz biliriz. Evlenince çok değiştin, eskiden sen böyle değildin cümlelerini. Eş, dost, arkadaş, akraba gibi yakınlarımızdan çoğu zaman bizde işitmişizdir. Bu ne demektir. İnsan ne yaparsa yapsın aslına döner. Bu bazı şeylerin asla değiştirilemez olduğunu göstermez. Sadece kemikleşmiş ve öz benlik olarak yerleşmiş olan karakterimiz eninde sonunda kendini gösterir. Biz her ne kadar çaba göstersek ya da öyleymiş gibi davranmaya çalışsak bile. Başta iyi gibi görünen bu durum sonrasında beklemediğimiz sonuçları karşımıza çıkarabilir. Onun için “ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” demiş Mevlana. Ne güzel bir söz. İki tarafı da insanı iyiye yönlendiriyor.

Ayrıca bu beğenilme, her durumu paylaşma ve gösterme duygusu, o anın güzelliğini ve değerini de unutturuyor. Bakmakla görmek farklıdır derler ya. Bakıyoruz, görmüyoruz. Kendimizin de çevremizin de farkına varamıyoruz. Gözümüzün önünden koca bir hayat kaçıp (akıp) gidiyor. Tarihi veya doğal güzelliği olan bir şehre gittiğimizde binlerce resim çekiyor paylaşıyoruz. Ormana, denize, kıra, bayıra bakıyoruz ama anlık. Hemen telefona sarılıp selfi çekme derdine düşüyoruz. İçimize çekmiyoruz temiz havayı, ağaçların rengini, hayvanların yuvalarını, patikaları, bulutları görmüyoruz. O yüzden de kaçırıyoruz hayatı gözümüzden. Zaten insanın baktığından çok gördüğüdür önemli olan. Kimisi doğada en güzel yerde hiçbir şey fark etmez. Kimisi de betona yığılmış koca şehirde, apartmanlar arasında, kasvetli bir havada, ağzına yem alıp yavrusuna yediren bir kediyi görür, fark eder.

Kimsenin, sizin nerede ne yediğinizi ne içtiğinizi, kimlerle neler yaptığınızı bilmesine gerek yok. Bu onlar için değil, sizin için önemli olan bir durum. O andan zevk alması gereken kişi sizsiniz. Zaten haz ve hız zamanını yaşadığımız şu devirde az yavaş olmak gerekli. Sek sek oynar gibi üstünden atlamamalı hayatın, içinden geçmelisin. Doğu ekspresini günümüzde bilmeyen yoktur. Kars’a kadar uzanan bu demiryolu tren güzergahı, en güzel doğal ortamı sunmuyor belki ama en güzel anların yaşanabileceği bir ortama götürüyor insanı. En güzel doğal ortamlardan birini sunar Karadeniz bölgesi. Uçakla 1,5-2 saatte gidersin ama indiğinde hatırından hiçbir şey geçmez. İşte bu iki yolculuk gibi geçer hayatımız. Seçim yapmak elimizde. Hızla gitmek (yaşamak) neler kazandırır, yavaş gitmek (yaşamak) neler kaybettirir ya da kaybettirir mi? İyi hesap yapmak gerekli. Kazandığımızı düşünürken kaybettiklerimizi, kaybettiğimizi düşündüğümüz şeylerde de neler kazandığımıza yoğunlaşırsak, işte o zaman hayatın farkına varabiliriz.

Hayat güzel anlar, güzel anılar biriktirecek kadar uzun ama boşa geçirilmeyecek kadar da kısa. En tepeye ya da en dibe kendimizi koymamıza gerek yok. Orta da bir yerde, elinde var olanla mutlu olabilmek en değerlisi. Bizi yaşadığımız hayatla ya da olduğumuzdan çok daha güzel olsak, övecek insanlarda, yerin dibine sokacak insanlarda çıkacak. Önemli olan bizim bunlara verdiğimiz değer, yaşantımızı etkileyip etkilememesi. Uyanmak için birinin öpmesini mi bekleyeceğiz. Ya öpüp uyandıracak olan kişi gerçekte bir prens değil de kurbağaysa.

Aynalar (sanal alem) her zaman doğruyu göstermez. Lunaparklarda ki aynaları hepimiz biliriz. Şişman gösteren, uzun gösteren gibi. Kendine bakarken herkes gülüyor orada. Hiç oradan ağlayarak çıkan gördünüz mü? Biraz da böyle bakmalı, sanal aleme de hayata da. Gülüp geçmeli, takmamalısınız. Nasılsa o odadan çıkacaksınız.
Bir kitap vardı, Hayat Kısa Kuşlar Uçuyor, diye. Gerek yok abartmaya, hem de hiçbir şeyi, çünkü her şey gelip geçici…
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum