TÜM ŞEHİRLER İÇİN BAYRAM VAKTİ
GÖKHAN AYDOĞMUŞ

GÖKHAN AYDOĞMUŞ

Siyah Beyaz Yazılar

TÜM ŞEHİRLER İÇİN BAYRAM VAKTİ

03 Haziran 2019 - 18:55

Değerli arkadaşlar,

Ramazan ayı geride kalıyor. Bazen zorlansak da iftar saatini sofrada beklemenin tadına doyamadık. Üstelik daha bitmeden özlemeye başladık mübarek zamanları. Velhasıl şimdi bayram ve tatil dönemine girdik.
Bu özel günlere renk katmak için bende küçük bir katkı sunayım istedim. Güzel ülkemizde yaşanan ya da yaşandığı rivayet edilen, efsaneleşen bazı şehir hikayelerini beraber okuyalım, yüzümüzde bir tebessüm olsun dedim.
Sizde en azından bayram tatilinizde kafanızı biraz olsun dağıtmak ister misiniz? O halde vakit kaybetmeksizin düşelim yollara.

  1. Anadolu’da ilk durağımız benimde memleketim olan Elazığ. Bakalım nasıl bir efsanevi hikayeye sahne olmuş Gakkolar Diyarı… 
1960’lı yıllardayız…
 
 Elazığ akıl hastanesinden personellerin ihmali sonucu bütün deliler kaçar. Cadde ve sokaklara dağılırlar. Resmi makamlar panikler. Herkes Başhekimden medet umar.
 
 “Doktor bey ne yapalım?” diye sorarlar. O zamanın ünlü doktoru Mutemet Bey hastanenin başhekimidir. Kendisinden yardım isteyen topluluğa seslenir: 
  • Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin. 

Doktor önde birkaç personeli arkasında trencilik oynayarak bütün Elazığ’ı “çuf çuf” diyerek dolaşmaya başlarlar. Başhekimin tahmini tutmuştur. Bütün akıl hastaları bu kuyruğa girer ve vagon olurlar. Başhekim Mutemet Bey yönünü hastaneye çevirince tüm kaçan hastalar hastaneye geri dönmüş olurlar. 
 
Sorun çözülmüştür çözülmesine ama olayın enteresan yanı akşam sayımında ortaya çıkar. Hastaneye trencilik oynayarak gelenler 612 kişidir.
Halbuki kaçan deli sayısı 423’tü :)
 
“Deli gibi sevmek ruhumuzda var” diyoruz ya, kesin ondan takıldık bu trene…

                                              
  
  1. Fırat Kıyıları’ndan ayrılıyoruz. İstikametimiz de Ulu Önder Atatürk’ün “Benim kentimdir” sözüyle, ne kadar sevdiğini vurguladığı güzel ilimiz Yalova var. Filmlere dahi konu olan “Yalova Kaymakamı” hadisesi. Bilir misiniz nerden gelir bu şöhret?
Cumhuriyetin ilk yılları…
 Yalova’ya genç bir kaymakam atanır. İlk kez göreve başlayacak olan mülki amirimizin İstanbul’dan bindiği vapur, Yalova’ya doğru yol alır. Vapur Yalova kıyısına yanaştığında kaymakamımız, iskelenin tıklım tıklım insanlarla dolu olduğunu görmüş. Çıktığı güverteden etrafı seyre dalmış. İçten içe hoşuna da gitmiş. Yanından geçen bir ayakkabı boyacısını fark edince hemen sormuş:
  • Bu kalabalık Yalova Kaymakamını bekliyor değil mi?
Boyacı, gülmüş:
  • Ağabey. Halk Gazi Paşa’yı bekliyor, yoksa kim takar Yalova Kaymakamı’nı…
Tedasüf ki, o gün Yalova’ya Atatürk geliyormuş, kalabalık da Büyük Lider’i karşılamak için toplanmış."

Ne diyelim; varsın halkımız kaymakam için toplanmasın, Atatürk’ün atadığı memur olmak da önemli.

                                              
 
  1. Karadeniz de yıllar önce yaşanmış enteresan bir hikayemiz var sırada. Her işe gözü kapalı giren “Karadeniz Uşakları”nın ne kadar zekice yöntemleri var…
'Samsun Opera Grubu, Ordu'ya, Trabzon'a sık sık turneye gider, biletler de yok satar.' Sıra yine “Trabzon Turnesi”nde. Sahnelenen operanın adı: 'Bir Tenor Aranıyor'. Şehrin görünür yerlerinde afişler asılmış. Herkes gösterinin derdinde… (En azından sanatçılar öyle düşünmüş)

12 kişi iş için başvurmuş. Ne işi diye anlamaya çalışılırken, Karadenizli kardeşlerimiz konuya hemen açıklık getirmiş.
  •  “Tenor nedir bilmiyorum ama elimden her iş gelir.”

Fırsatları değerlendirmek işte böyle bir şey.
 
                                       
 
  1. Finali Yeditepe’yle yapalım. İstanbul Efsanesi desem, aklımıza muhtemelen ilk önce Haliç’in altındaki Japonlarla paylaşmak istemediğimiz altınlar gelir… 

Haliç'in Altınları

Rivayet o ki; geçmiş zamanlarda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Haliç’i temizlemek için “Ne yapsak?” diye düşünüyormuş. Japonlar gelip, “Biz teknolojimizle Haliç’i temizleriz ama tek şartımız var: Haliç’in dibinden çıkan her şey bizim olacak” demiş.

Tabi biz yer miyiz bu oyunları? “Yürüyün gidin işinize” demişiz. Daha doğrusu büyüklerimiz demişler.

Neden? Çünkü bizimkilerde biliyormuş, Haliç’in dibi silme altınla dolu. Biz buraları fethederken elin Bizans’ı bize bırakır mı altınları? Atıvermiş Haliç’in derinliklerine. Yoksa Avrupalılar “Altın boynuz” der miydi durup dururken? Sadece bununla kalsa iyi, üstüne kaç tane altın, çeşit çeşit mücevher taşıyan gemiler batmış Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’unda. O kadar ki dibini eşelesen kumdan çok altın dağılır etrafa. Yani yer gök altınmış dipte. Yegane yuvamız Türkiye’mizin borcu harcı kalmazmış hepsini bir anda çıkarırsak. Sonuçta altın bu. Yüzlerce yıl geçti diye teneke sayılmaz ya.

                                          

Sevgili arkadaşlar;

Gelelim işin aslına… Haliç’i temizleme çalışmalarında tarihi eserler tabi ki çıkabilir. Kıtalara hükmetmiş büyük bir devletin başkentinde, naçizane bana sorarsanız, bu son derece olağan. Belki efsaneden fazlası bile vardır. Ancak bu konu delillenip doğruluğu ispatlanana kadar, Altın boynuz’un mücevherleri, altınları, gümüşleri su yüzüne çıkmak için biraz daha bekleyecek.
 
Konu ile ilgili son sözümüzü de Japon arkadaşlara söyleyelim…
 
Değerli Uzak Doğulu kardeşlerim,
Gerçekten Haliç’teki altınları çıkardığınızda size vereceğimizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Şunu belirtmekte fayda var. Sizi severiz sayarız ama “Altın”ın gramı 250-TL’yi geçmiş durumda, bilmem anlatabildim mi? Bilin istedim:)
 
                                            
 
Arkadaşlarım,
 
Dileğim keyifli, huzurlu ve sevdiklerinizle beraber bir bayram tatili geçirmeniz. Ben de yazımla umarım buna eşlik edebilmişimdir. Sürçülisan ettiysek affola. Trakya’dan Anadolu’ya ve hatta uzak Asya’dan tüm dünyaya barış içinde bir bayram dileğiyle.

İyi tatiller…

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Misafir
    3 ay önce
    Yazınıza ilk defa denk geldim ve çok beğendim. Sayenizde birbirinden eğlenceli hikayeleri okudum:) Ayrıca çok güzel ve faydalı bir site olmuş. Elinize sağlık. İyi bayramlar:)
  • Tuana
    3 ay önce
    Oldukça keyif verici ve eğlenceli bir yazı olmuş, tebrikler