BİR BAKKAL BİR KİTAP Bİ'GOFRET
GÖKHAN AYDOĞMUŞ

GÖKHAN AYDOĞMUŞ

Siyah Beyaz Yazılar

BİR BAKKAL BİR KİTAP Bİ'GOFRET

10 Temmuz 2019 - 22:20

Beşiktaş’tan Üsküdar’a motorla yol alırken, güneş akşam saatlerinde yakmasa da ben buradayım diyordu. Üsküdar Meydanı’na gelince solumuza Mihrimah Sultan Camii’ni alarak ekip arkadaşım ile yürümeye başladık. Hükümet konağının olduğu bölgeye ulaştığımız da yolun çoğunu bitirmiştik ama bir hayli de yorulmuştuk. Mimar Sinan semtinde, boğazın güzel ilçesinin üst sokaklarına açılan pencereleri, daha açık ifadeyle uzun merdivenleri artık önümüzdeydi. Üsküdar’ın bu güzel bölgesinde, sokakların isimlerinin Sandalcı Yokuşu, Kuşoğlu Yokuşu olmasının tesadüf olmadığını o zaman anladık.

                                      
                                                    Kanber Bozan’ın Uysal Bakkalı

Merdivenleri bitirdiğimiz de Kanber Bozan’ın Uysal Bakkal’ı artık görünüyordu. İçeriye girince hikayemizin kahramanı Kanber Amca (51) sıcak tebessümüyle bizi selamladı. Kendisine “Amca” diye hitap etmek doğru mu diye düşünürken, yılların tecrübesiyle fark etmiş olacak ki: 

  • Amca deyin bana gençler, öyle dediğiniz zaman memnun oluyorum. Amca demek, baba yarısı demek. Bizde babalık görevimizi yapmaya çalışıyoruz burada.

İkram ettiği soğuk suyu içip serinledikten sonra Kanber Amca’nın bizim için hazırladığı köşeye oturup biraz soluklandık. İçinde kütüphane olan hatta gofret ve çikolata raflarının bile arkasının okunmayı bekleyen kitaplarla dolu olduğu bakkalını, imtina ile incelerken Bakkal Amca’mızın hikayesini dinlemek istediğimizi söyledik. O da tüm samimiyetiyle çıktığı hayat yolculuğunu anlatmaya başladı…

                                 
                             Kanber Amca’nın bisküvilerin arkasına yerleştirdiği kitapları 

  • 68’de doğdum. Çocukluğum memleketimde geçti. 13-14 yaşım da İstanbul’a Adıyaman Kahta’dan, 1250 km uzaktan geldim. O zamanlar şimdiki gibi de değildi. Bekarlara ev vermezlerdi. Sokaklarda kaldım. İş hanlarında yattım. Zaman hep böyle geçti. Avrupa yakasında konfeksiyon atölyesinde çalıştım. İnşaat, şu bu derken askere gidinceye kadar zaman geçirdim. Askerden geldikten sonra da çalıştım, makine aldım ve Mahmutpaşa’da kendime ufak bir konfeksiyon dükkanı açtım. Daha sonra kardeşlerimi getirmeye başladım. Annem ve babam da gelince ev tuttum. Kardeşlerim benim yanımda çalıştı. Birkaç sene sonra evlendim. Evlendikten sonra benim büyük oğlum Fırat doğdu.

Ve artık geçinmek daha zordu…
 
DAHA İYİ YAŞAM İÇİN GURBET VAKTİ
Kanber Amca o dönemin şartları ile, yurtdışında çalışarak mücadele edeceğini düşünmüştü. Anlatırken o günleri bir kere daha yaşıyordu adeta:

  • Dükkan bizim geçimimizi sağlayamıyordu. Oğlum birkaç aylıkken hanımımla konuştum. Dedim ki “burası bizi geçindirmiyor, biz bu şekilde bir yere varamayız. Hayatla daha farklı bir yoldan mücadele etmek lazım.” 1995 yılında Almanya’ya gittim. Berlin’e yakın bir köye yerleştim. Magdeburg’a. Orada beş yıl kaldım, tabi kaçak olarak. Lokantada çalıştım. Dönercilik yaptım. Bir an önce uyum sağlamalıydım. Mecburdum, ailemi İstanbul’da bırakmıştım. Bir ayda dil öğrendim. Orada döner tezgahına geçtim. Tezgahta çalışırken, müşteriler geldiklerinde çocuklarına şeker veriyordum. Döner ustasıyken çalışma şeklim orada da insanların dikkat çekmiş. Bu sebepten aylık dergiye çıkarttılar Almanya’da.

İnsanların yaptığı her şey, her zaman takdir edilmeyebilir. Bu kabul. Sanırım Kanber Amca gibi yaptığınızı önce kendi doğrularınız için yaparsanız Almanya’da olduğu gibi takdir ediliyorsunuz. Anlayacağınız “oralarda buralarda, doğru olana her yer aynı memleket”
 
DÖNÜŞ VAKTİ
Beş yıl sonra uçağa binip bu sefer resmi yollarla İstanbul’a gelir Kanber Amcamız. İstanbul’a döndüğünde büyük oğlu 6 yaşındadır. Havalimanında tanışırlar, ne de olsa ayrıldıkların da bebektir. Gelir gelmez, ailenin ilk işi Antalya’ya bir aylığına tatile gitmek olur. Sonra tekrar İstanbul’a evlerine dönerler.
Kanber Amca için artık ne iş yapacağını düşünme vaktidir. Konfeksiyon işi yapmak istemez. Ailesiyle gezerken devren bakkal ilanını görür ve “Nasip” diyerek işe başlar. Bu arada aile de genişler. Fırat’ın yanına Serhat gelir.

                                   
                                Kanber Bozan “nam-ı diğer Kanber Amca” ekmek teknesinin başında
 
MAHALLEDE BAKKAL AMCA SICAKLIĞI
Mahallesinin sorumluğunu hisseder üstünde, sevgiyi saygıyı ilkelerinin en önüne koymuştur zaten kendisini bildi bileli. Buna o kadar önem verir ki, bu değerleri şu şekilde ifade eder: “Siz karşınızdan ne bekliyorsanız, bilin ki karşınızdaki insan da sizin gibi. Sevgi bekliyorsan karşındaki insan da sevgi bekliyor, saygı istiyorsan karşındaki insan da saygı istiyor. Bunu yılmadan göstereceksin. En güzeli sevgi saygıdır. Amcalarımız, dedelerimiz, teyzelerimiz bir insana dokundukları zaman, insan nasıl mutlu oluyor değil mi? Ben de hayat mücadelesini bu şekilde veriyorum. İnsanın içinde ne varsa insan öyledir. İnsan durup dururken kendisini değiştiremez. Ne yaparsa insanın içinden gelecek. Ben şimdiye kadar kimseye küs olmadım. Kimseyle kavgalı değilim. Dediğim gibi 13-14 yaşında bambaşka bir şehirdeydim. Sevgi saygıya açtım. Sahiplenilmek istedim. Şimdi küçük bir çocuğa baktığım zaman kendimi görüyorum. Ben çocukken ne bekliyorsam o çocukta onu bekliyor.”
 
KANBER AMCA’NIN BAKKALINDA BİR GENÇ KİTAP OKUYOR
 
Mahallenin çocukları Kanber Amca’larını o kadar severler ki, dükkanına ne zaman ürün gelse onlar atlarlar hemen taşımak için. Tabi Bakkal Amca da çocukların bu yardımseverliğini karşılıksız bırakmamaya dikkat eder. Zaten aslında hikaye bu şekilde başlar ancak şekillenmesi için Kanber Amca’nın dükkanda olmadığı o gün gereklidir. Kanber Amcamız bize o günü anlatıyor… 

  • 3 – 4 sene evvel ben dükkanda yokken, büyük oğlum Fırat bakkalda ders çalışıyordu. Bu arada mahallenin çocukları dükkana geliyorlar. “Fırat abi ne yapıyorsun?” diye soruyorlar. Fırat’da “Ders çalışıyorum, kitap okuyorum, siz de okumak isterseniz, okumanız için size de kitap getiririm” diyor. Çocuklar “Tabi” deyince, oğlumda okuldan birkaç kitap alıp geliyor. Benim bundan haberim yok tabi.  Sonra dükkana baktığım sıralar da, gelen çocuklar sürekli Fırat’ı soruyorlar. “Nerde, ne zaman gelecek?” diye. Akşam eve gelince Fırat’a sordum, “Neden çocuklar seni soruyor?”  Oğlumda çocuklara “kitap veriyorum” diye söyleyince mesele açığa çıkıyor. 

Çocukların derdini artık bilen Kanber Amca da onlara kitap verir ve okudukları kitapları anlatmalarını ister. Mutlu olsunlar diye onlara gofret içecek gibi hoşlarına giden ürünleri ücretsiz verir. Yalnız talep giderek artmaya başlar. Bakkalımızda bunun üzerine oğluna okuldan biraz daha kitap getirmesini söyler. Evdeki kitapları da getirirler, çocuklar için bir okuma standı yapılır. O da yetmez. Yer açmak için, gazete standını gözlerine kestirirler. (Tabi bu kısmı bizi biraz üzdü, yine de niyetin güzelliğine verdik:) Kanber Amca bir şeyler yapmaya çalıştıkça, kitap istekleri daha da artar. Kanber Bozan çok hızlı talep gelmesinin sebebini sosyal medyaya bağlar…

  • Çocuklar okulda diyorlar ki, “Biz Kanber amcaya gidiyoruz, okuyup da özetini anlatana çikolata veriyor”. Bu söylediklerini biri çekip sosyal medyaya verince bir anda yayıldı. Sonra çocuklar gelmeye başladı. Çocuk konusu hassas konu, gücendirmek olmaz. “Bu kadar çocuğun isteklerini nasıl karşılayacağız?” diye düşündük. Sizin gibi buraya gelen arkadaşlara dedik ki “Bizim kitaba ihtiyacımız var” bu sefer de bu yayıldı sağa sola, kısa sürede Ankara’dan Eskişehir’den İzmir’den, her taraftan kitap gelmeye başladı. Her gün kolilerle kitap aldık. Önce bisküvi raflarını biraz açtık. Kimisini oraya koyduk, kimisini cipsleri yanına. O zaman kütüphanemiz de yoktu.

                                       
                                      Kanber Amca getirdiğimiz kitapları hemen raflara dizmeye başlıyor
 
HEPİMİZ ÇOCUK OLDUK, TABİKİ HINZIRLAR ÇIKIYOR
Kanber amca eskilerin güngörmüş diye tabir ettiği bir adam. Yaptığının neleri değiştirebileceğini biliyor. Öyle ki, miniklerin yaramazlıkları ve hınzırlıkları ile ilgili olarak “Çocuklar kitap okusun. Nazımız birbirimize geçsin. Birbirlerini terslemesinler, kavga etmesinler, oyun oynasınlar, kaynaşsınlar. Hepimiz çocuk olduk. “Okudum” deyip okumayan yaramazlar da elbet oluyor. Hınzırları yakaladığım zaman bir dosya kağıdı, bir de kalem veriyorum. Kitabın belli sayfalarını yazıp getirmelerini istiyorum. Yazdıklarını da bana okumalarını istiyorum. Bakkalda insanlarla diyalog kura kura biliyorum nasıl bir çocuk olduğu. Uyanıklık mı yapıyor, anlıyorum.” diye belirtmeden de geçmiyor ve devam ediyor sözlerine;

  • Ben okul okuyamadım, okulda sadece Türkçe öğrenebildik. Ben okula gitmek istediğim de babam bana dedi ki, “sana defter lazım, kitap lazım, kıyafet lazım. Bizim bunları alacak gücümüz yok.” Biz oyuncaklarımızı çamurdan yapardık. O devirlerden gelince, kıymeti daha iyi anlaşılıyor bugünlerin.

                                                               Amca’sı
 
KİTAPLARLA DEĞİŞEN ÇOCUKLAR
Çocukların davranışlarında olumlu yönde değişim olmaya başladığını özellikle belirten Kanber amca; “Ummadığım şekilde o kadar güzel şeyler görüyorum ki. Evde olup hiç sokağa çıkamayan çocuklar, kendini sokakta özgür görmeyen küçükler, kendini ifade edemeyenler, akranlarının arasına karışamayan minikler arkadaşlarıyla beraber kitap okuyor. Onlarla kaynaşmasını, kendilerine özgüvenin gelmesini izliyorum. Eskiden sokağa çıkamayan çocuk şimdi sokakta top oynuyor. Kendi alışverişini kendi yapıyor. Arkadaşlarıyla diyalog kurabiliyor. Biliyorsunuz hiçbir anne baba çocuğunu sokağa yalnız bırakmak istemiyor. Ortalığı görüyorsunuz. Ben de babayım, ben burada kendi çocuklarıma nasılsam, mahallemizin, sokağımızın çocuklarına da o babalığı yapmaya çalışıyorum.” diyerek aslında kitapların dünyasının hayata nasıl tesir ettiğini bize vurguluyor.
 
ANADOLU SES VERİYOR
Kanber Amca’nın başlattığı harekete Anadolu’dan da tepki gelmeye başlar. Sevincini ifade ederken yüzündeki tebessüm bizi de mutlu ediyor. Esnaf arkadaşlarının yaptıklarını bize anlatırken gözlerinin içi gülüyor. Hatta onların ihtiyaçlarına bile imkanı oldukça yetişmeye başlıyor. “Ankara’dan, Burdur’dan haber aldığını söylüyor ve ekliyor “Diğer şehirlerimizden de bu işe başlayan esnaf arkadaşlarımızı duymaya başladım. Geçenlerde Van’da bir fırın yapmış, hoşuma gitti. Ankara’da bir çiğköfteci. Burdur’da kırtasiyeci. Çocuklar için oralara kitap gönderdim. İhtiyaç dahlinde paslıyoruz. Ben her zaman diyorum ki yeter ki yapsınlar, kitaplar benden. Bütün esnafların kapılarının önüne küçük bir standa kitap koyarak bu girişime yardımcı olmalarını çok istiyorum. Berber, kasap, kahveci hepsi olur. Ne olacak ki, bir kolinin içine 50 tane kitap koyacaksın, bittikçe ekleyeceksin. Bitti mi “arkadaşlar evinizde kitabınız varsa gönderin bana” diyeceksin. Kahveci misin?” Kardeşler evde çocuklarınızın okuduğu eski kitaplar varsa getirin bana, burada çocuklara yardımcı olalım.” Dedin mi? Yeter.
 
                                                                
                                Kanber Amca’yla ekmek teknesinde resmedilmeyi ihmal etmiyoruz tabi
 
BU İŞİN DEVAMLILIĞI SABIR İŞİ
Kanber Bozan’a göre bu işin devamlılığının sağlanması lazım. Söylediklerinde bu işin bazen bir pamuk ipliğine bağlı olduğunu hissediyorsunuz. Kanber Amca konuyu: “Ben 3-4 yıl oldu yapıyorum. “Artık yapmıyorum” der işin içinden çıkarsın, başlarken kimseye sormadım ki, bitirirken sorasın ama bu işin içine girdin mi çıkamazsın, çünkü ben istiyorum ki devam etsin. Benim çocuklarım benden sonra yapmaz bu işi. Tiyatrocu oğlum kalkıp bakkal olmaz. Üniversiteyi bitirenler bu işi yapmaz. Siz de mesela bu bakkal-esnaf işine girmezsiniz. (buradaki “siz” aslında biz:) Oğlum da ne kadar bana yardımcı olsa da olumsuz bakıyor. Çünkü görüyor “yazdırır mısın, şunu bunu yap” vs.. diyenleri. Bunu çekecek sabır lazım, eskiler yapar ancak. Şimdiki gençler yapmaz. Gençler yaparsa market gibi büyük işler yapar. Ama bizde ki gibi bakkalda bekle de bir sakız satarsın, yok öyle bir şey.” şeklinde ifade ediyor.
  
ORGANİZE OLMALIYIZ
Kanber Amca’nın en büyük isteği, bu işin organize olarak yapılması. Öyle ki, bakkallığı bıraksa dahi, devamın da ısrarcı. Bu konuyu anlatırken ciddileşiyor, anlaşılıyor ki, çok önem veriyor buna. Konuşmasına “Ben yaşadığım sürece, devretsem bile, sizin gibi gençlerle otururuz, konuşuruz. Bir yer verirlerse, güzel bir proje olursa, katılırım seve seve. Çocuklarımız gelir, başlarında dururum. Okumaya teşvik ederiz. Sunum yaparız. Köylere gideriz. Bakarız, nereye ne lazımsa. Böylece ben hem, hep içerde kaldığım için kafamdaki yorgunluğu atmış olurum hem onları mutlu etmiş olurum hem de kendim mutlu olurum. Bilgi paylaştıkça güzel. Benim de önümüzdeki zaman dilimi için fikrim böyle. Tabi ki ne olacağını insan bilemez.
 
                                       
                                        Kanber Amca’yı ve muhakkak ki mahallesini gururlandıran ödülleri

SEN İŞE KOYUL, FARKEDİLİRSİN. PEŞİNDEN GELEN DE OLUR, SENİ GEÇEN DE…

  • Ben bu işe devam edince bütün televizyoncular geldi. Gelmeyen gazeteciler kalmadı. Uluslararası İyilik Ödülü aldım. Türkiye Fair Play ödülü aldım. İzmir’e Mersin’e insanlara anlatmaya gittik. Ankara’ya üniversitelere gittik. Yalan değil, medyadan bu kadar ilgi bekliyordum. Zaten kim olursa olsun insan bir iş yapıyorsa, ilgi gördüğü zaman mutlu oluyorum. Hele ki böyle bir işi. Ben yapmasam, sen yapmasan, o zaman biz niçin yaşıyoruz? Niçin diyoruz çocuklarımız okusun. Belki imkanları olan var, ya olmayanlar? Ben kendi kendimi rol model aldım. Bir yol seçtim, o yoldan gidiyorum. Tarihte falanca kişi şöyleydi, filanca kişi böyleydi. Okumayan insan bilmez tarihi. Okursan bilirsin. Ama ben kapalı bir kutudayım. Sabah çıkıyorum evden, dükkana giriyorum, akşam karanlık oluyor, gece yarısı eve gidiyorum. Sadece martıların seslerini duyuyorum. Başka bir şey duyduğum yok. Buna rağmen yolumu böyle çizdim.

Kanber Amca hayata bakış açısını öyle zengin tutmuş ki. Onun felsefesini dinleyince ister istemez en güçlü duyguların merhametli bir gönülde var olacağını düşünüyoruz. Bakkal Amcamız bu hususu “Hiçbir zaman sevgiden, saygıdan, emekten, güzellikten, merhametten vazgeçmeyin. Karşıdaki insan hırçın olabilir. Sevgisiz olabilir, saygısız olabilir. Bunları bilen insan onun gibi olmasın. Mademki görüyor, mademki yanlış olduğunu biliyor. Onun yaptığını o yapmasın. Kendi adına, kendi kişiliğine sahip olsun. Ne bekliyorsa, karşısındaki içinde onu beklesin.“ diyerek özellikle altını çiziyor.
 
HAYATA DEĞER KATANLAR ÖNE ÇIKSIN
Aslında Kanber Amcamız haklıydı. Kim yapacak? Van’da fırın, Ankara’da çiğköfteci, Burdur’da bir kırtasiye yapacak. Kısacası biz yapacağız. Ülkemizde adetleri ellerimizin parmaklarıyla sayılırken, belki yakın bir zamanda sokağımızdaki esnaf yapacak.
 
Kanber Amca’nın hikayesinde yaşama değer katmak adına elbette çıkarılacak çok dersler var.  Çevremizde bu değerleri hayata ekleyenler var mı? Düşündünüz mü bu yazıyı okurken? Aklınıza gelenler arasında kumaş parçalarından evsizlere giyecek diken Terzi Rüstem, her sabah şafak vakti sokak hayvanlarını besleyen karşı apartmandaki komşunuz Neriman Abla, görme engelli arkadaşları için kitap seslendiren Mahir Amca’nın okullu çocukları eminim vardır.
 
Ben listeyi biraz daha uzatayım, bakarsınız tanıdık birileri çıkar. Sabahın kör vaktinde ailesi için bileğinin gücünü zorlayarak çalışan işçiler, insanların işlerini halledince onların mutluluğunu paylaşan memurlar, yıllarını bu ülkenin gelişimine vermiş emekli büyüklerimiz, şüphesiz siz, size beğeneceğiniz bir yazı sunmak için her kelimeye, her resme özen gösteren (kusurlar affola) biz, hepimiz değer katıyoruz. İyi ki de katıyoruz. Sadece düşünün. Gerisi gelecektir. Gelecek çocuktur. Gelecek gülen bir çocuktur.                                              
                                                                                          Fotoğraflar : Tuğba AKBIYIK

YORUMLAR

  • 3 Yorum
  • Sedef Güven
    3 ay önce
    Çok içten ve son derece bizden bir hikaye....
  • M
    3 ay önce
    Okurken içim sımsıcak oldu
  • Misafir
    3 ay önce
    İyiliği, hiçbir şahsi menfaat gözetmeden, sırf iyilik olsun diye yapmalıyız. Confucius Çok güzel ve özel bir hikayeyi ele almışsınız. Bizi böyle güzel bir iyilikten haberdar ettiğiniz için teşekkür ederiz. Kaleminize sağlık.