DOKSANLARDA YAŞAMAK
ALİ YARDİBİ

ALİ YARDİBİ

Edebin Kalemi

DOKSANLARDA YAŞAMAK

20 Aralık 2019 - 10:00

                           

     Teknolojinin ülkemizde henüz yeni yeni filizlendiği çağlardı doksanlar. Çevirmeli telefonlar, sokaklardaki ankesörlü telefonlar, atariler, yeni yeni renkli hayata geçmiş televizyonlar vs. dönemin belli başlı teknolojik gelişmelerini gösteren şeylerdi. Sosyal medyanın olmadı bu dönemlerde çocuklar sokaklarda oyunlar oynar, aileler birbirilerine ziyaretlerde bulunur ve hoşça vakit geçirirlerdi. 90’lı yıllarda dostlar arasındaki sevgi göstergesi şimdilerdeki like şeklinde değil, birebir yüz yüze etkileşimle olurdu. İnsani ilişkilerimizin en verimli çağlarından olan doksanlarda çocuk olmak sanki bu dostlukların hiç bitmeyeceğini gösteriyordu bize. Şimdilerde bakıyorum da, birçok insan akıllı cihazlar, sosyal medya gibi mecralar olmadan hareket edemez hale gelmiş. Elbette teknolojinin günümüzde geldiği noktada bize kazandırdıkları göz ardı edilemez. Mail yoluyla veri akışının sağlanması, bireylerin birbirilerine kolay ulaşabiliyor olması ve internet ortamından her türlü bilgiye anında erişebilmek faydalı olabilir. Ancak üzülerek belirtmek isterim ki, kulaktan duyma diye nitelendirdiğimiz birçok eksik, asılsız ve hatta gereksiz haber ve bilgiler bu verimli sanal dünyada bilgi kirliliğine yol açmakta. Doksanlı yıllarda insanların birbirilerine olan güvenlerini o dönemde yaşan çocukların serbestliğinden de anlayabilirsiniz. Bu yıllarda insana olan güvenden dolayı çocuklar sokakta serbestçe oyunlar oynar gece yarılarına kadar evlerine girmezlerdi, ancak şimdilerde ise bu serbestliğin yerini acaba çocuğum kaçırıldı mı, tacize mi uğradı, öldürüldü mü gibi korkular almış olacak ki sokakta oyun oynayan çocukları görmek mümkün değil. Kısaca sizlere biraz sıla özlemi yaşatacak ve doksanlı yılları hatırlatacak bir takım şeylerden bahsetmek isterim.
 
                               

Çizgi Filmler
Doksanlı yıllarda Afacan Dennis, Snoopy, Hayalet Avcıları, Sevimli Hayalet Casper, Jetgiller, Taş Devri, Heidi, Scooby Doo, Şeker Kız Candy, Red Kit, Müfettiş Gadget, Şirinler, Ayı Yogi, Ağaçkakan Woody, Tom Ve Jerry, Temel Reis, Ninja Kaplumbağalar, Maske, Hızlı Gonzales gibi çizgi filmler çocukluk kahramanlarımızdı. Doksanlı yılların çocukları: Temel Reis kadar güçlü olmak için ıspanak yemeği, Şirinleri görmek için iyi bir çocuk olmayı tercih ederdi. Hatta öyle ki dönemin çocuklarından, Temel Reisi Karadenizli zannedenler, Şirinleri piknik yaparken ormanda aranlar, Tom ve Jerry sayesinde de sokaktaki hayvanların konuşabildiklerini düşünler de vardı. Doksanların çizgi filim karakterleri, kötülerini yenen, adaleti ve masumluğu savunan, çeşitli uğraş ve hobileri savunan, dostlun ve arkadaşlığın önemini belirten çizgi filmlerdi.

                            

Televizyon Dizileri
Dönemin: Süper Baba, Bizimkiler, Çılgın Bediş, Sıdıka, Kaygısızlar, Mahallenin Muhtarları, Yılan Hikâyesi, Deli Yürek, Ayrılsak da Beraberiz, Ferhunde Hanımlar, Tatlı Kaçıklar, Baskül Ailesi, Çarli, Perihan Abla, İkinci Bahar, 7 Numara, Şaşıfelek Çıkmazı, Kaynanalar gibi birçok dizileri de yine birlik ve beraberliği konu alan dizilerdi. Hemen hemen birçok dizide ana karakter masum, kendi halinde, iyi ve doğru insanlar olurken, dizilerin konusu ise bu karakterlerin başından geçen bir takım olaylara karşı ona yardım edenleri, birlik ve beraberliği, dostluğu temel alan konulardı. Bu dizilerde sıkı dostluklar, aile bağları ve kardeşlik duyguları sıkça işlenmekteydi. Dönemin çocuklarının aileleri sıkça komşuları veya akrabaları ile bir araya gelerek ya da aile içerisinde bu dizileri izlerlerdi. Dizilerinde hayatımıza kattığı bir şey olsa gerek o dönemlerin insanları beraber ağlar beraber gülerdi.
 
                              

Sokak Oyunları
Körebe, Saklambaç, Mahalle Maçları, İstop, Yerden Yüksek, Kulaktan Kulağa, Beş Taş, Simit (zıldır zumba da denir), Çelik Çomak, Misket, Uzun Eşek, Birdir Bir, Dokuz Taş, Yakar Top, Aç Kapıyı Bezirgan Başı, Çömbelek, Sek Sek, Mendil Kapmaca, Yağ Satarım/Bal Satarım, Topaç, İp Atlama, Köşe Kapmaca, Üç Taş, Elim Sende gibi oyunlar dönemin çocuklarının okullarda teneffüs aralarında ve okul çıkışı ya da tatil günlerinde sokaklarda oynadıkları oyunlardı. Doksanlarda bilyalı arabalar vardı, mahallenin bayırı en dik rampasına çıkar kullanılırdı. Mantar tabancalar, kız kaçıranlar ve çatapatlar dönemin ses çıkarmayı seven çocuklarının vazgeçilmezlerindendi. Doksanlarda bisiklet yarışı yapmak, bisiklet kullanırken elleri bırakmak, varsa merdivenlerden bisikletle inmek, tekerlekleri ve direksiyonlarını renkli süsler ve aparatlarla süslemek dönemin hobi ve eğlencelerden biriydi. 2000li yıllara yaklaştıkça televizyona bağlanan kasetli atarilerde ve jeton atılarak oynanan büyük atarilerin olduğu salonlarında zaman geçirilmeye başlandı. Birkaç oyunun olduğu küçük atarilerinse hayatımıza girmesi çok üzün sürmedi. Sokakta yapılan en favori yaramazlık kapı zillerine basıp kaçmaktı. Halen bazı çocuk ruhluların yaptığını duymuştum… O dönemlerde çıkan pilli lazerlerle birçok kedinin başı yine dönemin çocuklarını sayesinde dönmüştü. Sokağa gelen belediye ilaçlama araçlarının ve toplu taşıma araçlarının peşine takılmak dönemin tehlikeli yaramazlıklarındandı. Sokakta oynan top ve ip içerikli oyunlar sahiplerinin eve çağırılmasıyla biterdi. Doksanlarda anneler, çocuklarını çağırma işlemini pencereden bütün mahallenin duyabildiğince bağırarak gerçekleştirirlerdi. Anneler demişken… Birçok anne doksanlarda oynanan mahalle maçları, uzuneşek ve birdirbir gibi oyunlar yüzünden pantolon arkası dikmekten ve elbise yıkamaktan dert yanarlardı. Bu dönemlerde annelerimizin belki de dert yandığı en büyük sorun buydu, şimdilerde ise bu dertlerin yerini çocuk başını bilgisayardan nasıl kaldıracak ve neden dışarı hiç çıkmıyor gibi dertler almış durumda. Doksanlı yıllarda oynanan bu oyunların temelinde takım halinde ve akılcı bir şekilde hareket etmek yatardı.

                                 

Sobalar
Şimdilerde teknolojinin ilerlemesiyle birçoğumuzun evinden kaldırılan ve bir nevi fakirlik göstergesi gibi görünen ev sobaları, doksanlarda her evde vardı. Bu sobalar odun ve kömürle yakılırdı ve genelde ev ahalisi bu sobanın bulunduğu odada sohbetlerini yapar, vakitlerini geçirirdi. Doksanlı yıllarda kış sabahları, ev ahalisinin yaptığı ilk iş bu sobayı yakmaktı. Kışın yakmak için alınan odun ve kömürü yine komşular yardımıyla bireyler kömürlüklerine doldururdu. Bu durum da yine komşuluk bağlarının ve dostane ilişkilerin o dönemlerdeki göstergelerinden. Bu sobalarda sabah ekmekler kızartılır üzerine tereyağı, bal, salça ve pekmez gibi şeyler sürülerek kahvaltıda yenilirdi. Bu sobaların işlevleri saymakla bitmez. Anneler bu sobalarda su ısıtır, ısıttıkları su ile yine soba kenarında çocuklarını yıkarlardı. Akşamları evlerdeki aile ve dost toplantılarında bu sobaların üzerinde duran demir çaydanlık, misafir ve aile bireylerine her zaman sıcak çay içme imkânı verirdi. Limon, mandalina ve portakal kabukları yine bu sobaların üstüne konularak evde güzel bir koku yayılması sağlanırdı. Evde yenilen çekirdek ve fındık gibi kuru yemiş kabukları da yine bu sobalarda yakılır, kabakların içinden çıkan çekirdekler bu sobaların etrafında kurutularak yenilirdi. Evde yıkanan elbiseler soba borusuna bağlı tel bir araç üzerinde kurutulurdu. Şuan evlerinizde bulunan ısıtma sistemlerinin hangisinde bu işlemlerden birini yapabilirsiniz ki?
 
                             

Fotoğraflar
“Kıpırdamayın, Çekiyoruuuum…” bu söz doksanlarda fotoğraf çekme işlemi sırasında en çok kullanılan sözdü. Çünkü hareket edildiğinde fotoğraflar bulanık çıkıyor ve makineden bir flim eksiliyordu. Bu yüzden doksanlara ait birkaç fotoğrafı incelerseniz birçok fotoğraf da gözü kapalı, ağzı açık vb. bireyleri görebilir bulanık yüzlerle karşılaşabilirsiniz. Teknolojinin henüz yeni yeni filizlendiği bu dönemlerde fotoğraf çekmek, makine içindeki film sayısına, fotoğrafların güzel çıkması ise flaşın güzel patlamasına bağlıydı. Dönemde her ailede olmayan bu filmli makineler düğünlerde, doğumlarda ve özel günlerde kullanılır ve bu fotoğrafları görmek içinse bu filmlerin bir fotoğrafçıya verilip yıkanarak kâğıda basılması beklenilir ve ardından fotoğraf albümüne konulurdu. Özel zamanlarda çekilen bu fotoğrafların olduğu albümler, aileye yeni giren üyelere ve aile dostlarına, aileyi ve ailede varsa ölmüş bireyleri tanıtmak için kullanılır ve hasret giderilirdi. Şimdinin teknolojisiyle fotoğraf albümleri yok olmaya yüz tutmuş durumda. Şimdilerde çekilen fotoğrafları anında görmek, silip yeniden çekmek ve bir hafızada saklamak mümkün ancak basılı görseller azınlıkta. Şimdilerde fotoğrafların tutulduğu belleklerin başına ne gelir nasıl saklanır bilmiyoruz ancak yıllar önce basılmış ve yıllarca saklanmış fotoğraflar halen varlığını sürdürebilmekte.

                              

Telefon
Şimdilerde her bireyin cebinde olan telefonlar doksanlı yılların başlarında yoktu, ancak birçok evde çevirmeli telefonlar mevcuttu. Evlerde telefonlar duvara sabit özel bir rafta dururdu ve telefonların yanınca 3 materyal bulunurdu. Kalem, telefon rehberi ve Altın rehber… Şimdilerde cep telefonlarında kolayca ulaşabildiğimiz telefon rehberleri doksanlarda yazılı olarak ev telefonlarının hemen yanında bir defter halinde bulunurdu. Numarasını bilmediğimiz kişilerin numaraları ise şimdilerde bilinmeyen numaralar servislerinden öğrenilebilirken, doksanlarda altın rehber adı verilen kitapçık kullanılırdı. Altın rehberden satır satır isim bulmak evin okuma yazma bilen bireylerine hatta çoğunlukla doksanların okul çağlarındaki çocuklarına kalırken, isim benzerlikleri yüzünden bir dünya yanlış telefon numarası çevrilirdi. Doksanlarda eğer evde değilseniz veya memleketinizden uzaktaysanız bir yeri aramak için sokakta bulunan jetonlu telefonların olduğu kulübeler kullanılırdı. Bu jetonlu kulübeler dönemin çizgi filmlerinden Süpermen’in elbisesi değiştirdiği kulübeler olarak, doksanların çocuklarının hafızasında yer alır. Bu jetonlu telefonlar, devlet kurumu tarafından basılan ve büfelerde satılan jetonlarla çalışır belli bir konuşma süresinden sonra da kapanır, konuşma süresini uzatmak için de bir jeton daha atmanız gerekirdi. Dönemin zeki ve tekrar tekrar jeton almaya parası olmayan insanları bu jeton sorununu jetona ip bağlayıp kullanarak çözmeye çalışmış ancak birçok jetonlu telefonda bu sayede bozulmuştur.
 
                             

Müzik
Şimdilerde beğendiğimiz bir müziği internet ortamından dinlemek, indirmek, telefon ve belleklere aktarmak ve arabalarımızda dinlemek mümkün. Doksanlarda ise müzik dinlemek için bir teybe ve kasete ihtiyacınız vardı. Ancak yine de istediğiniz sanatçının istediğiniz şarkısını istediğiniz anda dinlemeniz oldukça güçtü. Doksanlarda dinlemek istediğiniz sanatçının kasetini alabilir yâda istediğiniz şarkıların listesini hazırlayıp bir kasetçiden kasete doldurarak dinleyebilirdiniz. Bu doldurma kasetler A ve B yüzleri olarak iki yüzden oluşuyordu. Kasetin bir yüzü bittikten sonra diğer yüzünü takıp dinlemeniz gerekiyor aynı yüzü tekrar dinlemek istiyorsanız bir kalem yardımıyla kaseti başa sarmanız gerekiyordu. Bu kasetlerin şeritlerinin kopması ise kasetin artık kullanılamaz hale geldiğini gösteriyordu ancak iyi bir el işçiliği ile bu şeridi bantlamak ve tekrar kullanmak da mümkündü. Kasetlerin bozulmasının bir sebebi de kullandığınız teypte ileri sar veya geri sar manevraları sırasında şeridin teybe takılmasından kaynaklanırdı ki buna da o dönemde kaset sarıyor denirdi ve tamiri de yine bir kalem yardımıyla sarmaktan geçerdi.. Doksanlarda kullanılan doldurma kasetler genellikle düğünlerde kullanmak amacıyla doldurulurdu. Bazı kasetçilerde bulunan mikrofonlu doldurma cihazları sayesinde bu doldurma kasetlere, şiirler ve sözler okunur, sevgililere ve uzaklardaki aile bireylerine hediye edilirdi. Sevdiğine açılma amacıyla dönemin en romantik araçlarıydı bu doldurma kasetler. Zamanla bu kasetleri dinlemek için pille çalışan volkmenler çıktı, dönemin gençleri de bu volkmenlere kasetlerini takarak dinlediler. Ardından yerini CD’ler aldı. Sonrasını zaten biliyorsunuz…
 
Yiyecekler
Leblebi Tozu, Renkli Leblebiler, Bağlar Gazoz, Yumium, Luna Çikolata, Patlayan Şeker, Şemsiye Çikolata, Düdüklü Lolipop, Kolye Şeker, Emzik Şeker, Meybuz Dondurma, Turbo Sakız, Sulugöz (sakız), Cino Çikolata, Miti Sakız, Şıpsevdi Sakızı, Aydede Şekerli Kraker, Trophy Gosflet, Piknik Bisküvit gibi yiyecekler doksanlı yıların çocuklarının efsane lezzetleriydi. Öyle ki gazozuna mahalle maçları yapılır, leblebi tozları yenilerek konuşulmaya çalışılır, düdüklü şekerlerin şekerini yedikten sonra düdükleri mahalle boyunca öttürülür, sulu göz sakızının ve patlayan şekerlerin ağızda ve gözde gösterdiği reaksiyonlarla eğlenilir, gülünürdü. Doksanlı yıllarda bir çocuğu mutlu etmek için ona bu abur cuburlardan almanız yeterliydi. Doksanların çocukları paylaşımcıydı şimdilerde ise görmek güç. Aldıkları leblebiyi, çikolatayı veya şekerlemeyi mutlaka arkadaşlarıyla paylaşırlardı. Yaşça büyük olan gençlerin sokak aralarındaki sohbetlerine koca bir kese çekirdek eşlik ederdi. O çekirdek saatlerce bitmez, dudaklar morarana uyuşana kadar hatta eller yorulana kadar çitilenirdi. Akşamdan çitilenen çekirdeklerin kabukları da yine çitleyenlerin anneleri tarafından sabah kabı önünden gençlere süpürtülürdü.

                              

Okul Hayatı
Okula ilk başladığım günü hatırlıyorum da sanki dün gibi. Babamla beraber aldığımız önlüğü, gri kumaş pantolonumu giymiş yakalığımı takmış babamın elinden tutmuş okula gidiyordum. Apayrı bir heyecandı benim için. Sıraya geçmek için babamın elini bırakmıştım, bir yandan evimden ve aile bireylerinden birkaç saatliğine de olsa ayrılmanın verdiği korku bir yandan okula başlamanın verdiği heyecan beni duygudan duyguya sürüklüyordu. Milli marşımızın okunmasının verdiği gurur ve üst sınıflardan birinin andımızı okutması beni daha da heyecanlandırmıştı. Doksanlarda andımızı bütün okula okutmak için okul müdürü veya bir öğretmen sesi gür birini seçerdi ve andımız hemen her gün okunurdu. Andımızı bütün okula okutmak, doksanlar çocuklarının favori bir göreviydi ve birçok çocuk bunun için can atardı. O dönemlerde kitaplar devlet tarafından dağıtılmadığından, her dersin öğretmeni ayrı ayrı kitapların isimlerini ve dersleri için kullanılacak defterlerin nasıl olması gerektiğini söylerlerdi ve bunlar aile bireyleriyle yapılan toplu bir kırtasiye alışverişiyle alınırdı. Birçok kitap kitapçılarda bulunamaz ve bir üst sınıfa geçmiş öğrencilerin kitapları aranırdı. Durumu biraz daha iyi olanlar kitap ve defterlerini renkli kaplıklarla ve etiketlerle kaplarken, durumu olmayanlarda gazete sayfalarıyla kaplarlardı. O dönemlerde beslenme alışkanlığı kazandırılmak için beslenme saatleri olur ve bu saatlerde beslenme çantaları ve suluklar masa üstüne çıkardı. Okumaya ve hecelemeye başlanılan zamanlarda “ali ata bak” , “emel eve gel” gibi fişler kullanılırdı. Hatta bu ilkokul fişleri için fotoğraf albümü mantığı ile yapılmış fiş defterleri vardı ve bu defterlerden akşamları alıştırma yapılırdı. Matematik derslerinde renkli abaküsler ve çubuklar kullanılırdı. Beden eğitimi dersleri ise genellikle koşu veya ısınma hareketlerinin ardından mendil kapmaca gibi temelde yarışı ve atikliği benimsemiş oyunlar oynanırdı. Yaz tatillerinde genellikle öğretmenler, cin ali hikâye kitapları gibi kitaplar okuyarak okuma alışkanlıklarının artmasını beklerdi ve zamanla cin ali kitapları yerini Türk ve Dünya klasiklerine bıraktı. Okul kütüphanelerinde belli sayılardaki bu okuma kitapları öğrenciler arasında dönüşümlü olarak kullanılırdı. Yaz tatili bitimlerinde ise en meşhur ev ödevi yazın yaptıklarınızı anlatan bir kompozisyon yazın şeklindeydi. Dönem ödevleri ise bilgisayarları olmadığından halk kütüphanelerinde araştırılır elle yazılırdı. O dönemin hemen hemen her evinde yaklaşık 10 çitlik ansiklopediler bulunurdu. Bu ansiklopedileri bazen gazeteler belli kupon sayısını biriktirene verirdi. Doksanlarda temizlik alışkanlığının kazandırılması için okullarda tırnak ve temizlik kontrolü yapılırdı. Bu dönemde okuyan çocukların anneleri çocukları için bıkmadan usanmadan her gün ütülü ve temiz önlükleri giydirir, tırnaklarını keser, saçlarını tarar/örer ve mis kokular sürerek okula gönderirdi. Dönemde ders zili çalmasından öğretmenin gelmesine kadar gecen sürede sessizce beklenmesi gerektiğinden, sınıftan yine sınıfın toplu oylarıyla yapılan bir oylamada oy çokluğu ile başkan seçilen bir öğrenci, konuşanları tahtaya yazar, ismi tahtada konuşanlar olarak yazılı olan öğrenci ise öğretmen tarafından, teneffüse çıkmama cezası ve tek ayak cezası gibi cezalarla cezalandırılırdı. Teneffüs cezası ile cezalandırılan öğrenciden ise teneffüs boyunca defterine belli sayıda “ali ata bak” gibi terimler yazması veya bir kitabın belli bir sayfaya kadar okuması istenirdi ve bu ceza süresince öğretmen de cezalı öğrenci ile beraber sınıfta dururdu.
 
Bu makalem aracılı ile okulda yaptığım tüm yaramazlıklarıma rağmen, bana katlanan ve bıkmadan usanmadan okumayı, yazmayı, milli ve dini değerlerimizi, örf ve adetlerimizi, öğrenmenin ve öğretmenin kıymetini, dostluğu, arkadaşlığı, kardeşçe yaşamayı, sevgiyi, merhameti, yardımlaşmayı, haksızlıklara karşı sesiz kalmamayı, adaletli olmayı, büyüklere saygı ve hürmeti, küçükleri sahiplenmeyi ve korumayı, kısaca topluma yararlı, duyarlı bir birey olmayı ve onurlu, doğru, dürüst ve adil bir insan olmayı öğreten başta ilkokul öğretmenlerim Sayın Ayşe ÜNAL, Sayın Sevgi YILDIZ ve Sayın Semra DEMİRKOL olmak üzere isimlerini sayamayacağım kadar fazla ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite öğretmenlerime bana kattıkları tüm kıymetli bilgi ve değerlerden dolayı teşekkür ediyor sevgi, saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.

YORUMLAR

  • 4 Yorum
  • Sevgi Yıldız
    7 ay önce
    Sevgi Ali. 90 ları çok güzel, akıcı bir dile ifade etmişsin. Tebrik ederim. Bu noktaya gelmende yardımcı olabildiysem ne mutlu bana. Başarılarının devamını dilerim. Öpüyorum.
  • Ayşe ÜNAL
    7 ay önce
    İlkokuldaki küçücük bir öğrencimin, şimdilerde yazmış olduğu bu anlamlı nostalji rüzgarları estiren yazısını okurken seninle gurur duydum.❤ Ayşe ÜNAL
  • Zeynep Güven Yıldırım
    7 ay önce
    Üstad yine döktürmüşsün. Tebrik ederim çok akıcı bir dille anlatmışsınız. Neredeyse her konuyu ince ince işlemişsiniz. Devamını dilerim
  • Seda Sunal
    7 ay önce
    Ali bey valla aldınız götürdünüz bizi o yıllara. Geri gelmez biliyorum ama özledik be kardeşim